İçeriğe geç

Hamsin hava kaç derece ?

Hamsin Hava Kaç Derece? Gerçekten Sadece Bir Sıcaklık Mı?

Hamsin… İsmini duyduğumda aklıma gelen tek şey, İzmir’de neredeyse bir gelenek haline gelmiş o pişirici sıcaklık. Tıpkı her yılın belli bir zamanında, kışın sert soğukları gibi, yazın da Hamsin’in gelişi, bir tür doğal olay gibi kabul ediliyor. Ancak, Hamsin’i gerçek anlamda “bir hava olayı” olarak düşündüğümde, onun sadece bir sıcaklık meselesi değil, aynı zamanda sosyo-kültürel bir tartışma da olduğunu fark ediyorum. Hem severim hem de nefret ederim! Hem geçmesi gerektiğine inanırım, hem de -öyle ya da böyle- bazen ona biraz da minnettarım. O yüzden, şimdi biraz derinlemesine inelim ve Hamsin’in hem güçlü, hem de zayıf yönlerini analiz edelim. Belki de hepimizin düşündüğü ama dillendirmediği şeylere değiniriz.

Hamsin Hava Kaç Derece? Sadece Bir Rakam mı?

Öncelikle, Hamsin’in sıcaklık değeri hakkında net bir şey söylemek zor. Çünkü bu, teknik anlamda çok tartışmalı bir konu. Geleneksel olarak, Hamsin 35 derece ve üzerine çıkan sıcaklıkları ifade ediyor. Ama ben buna tamamen katılmıyorum. 35 derece gerçekten yeterince sıcak mı? İzmir’de yaşayan biri olarak, 40 dereceyi görüp “Eh, fena değilmiş” dediğimi çok hatırlıyorum. Eğer Hamsin’i, sadece sıcaklık olarak tanımlayacak olursak, işin içine biraz daha derinlemesine bakmamız gerek. Bu sıcaklık sadece bir rakam, ama ona dair hissettiklerimiz, aslında başka bir hikaye.

Hamsin’in Güçlü Yanları: Bir Dönem Değişimi

Bence Hamsin’in en güçlü yanı, onu bir dönem olarak görmekte saklı. Kısacası, Hamsin bir mevsim değişimi. Tıpkı kışın yerini bahara bırakıp, yazın sıcağına doğru hızla kaymamız gibi, Hamsin de yazın yüksek dereceleriyle bizim tüm vücudumuzu, düşünce sistemimizi sarsıyor. İnsanlar tatil planlarını yapmaya başlıyor, sahildeki kalabalık artıyor, sokaklarda herkes biraz daha gergin ama bir yandan da gevşekleşiyor. Beni sevindiren şeylerden biri de, bu sıcak havanın insanları daha az giydiriyor olması. Şu klasik yaz sahil tişörtü, şort kombinasyonunu görmek o kadar güzel ki, yazın o huzurlu karmaşasında kayboluyoruz. Hamsin, insanları biraz daha özgür yapıyor.

Bir başka pozitif tarafı da; hepimizin birbirine daha nazik olduğu bir dönemi hatırlatması. Hava sıcak olduğu için, insanlar daha yavaşlıyor. Bütün o kasvetli şehir ritmi kayboluyor, yaşam daha hafif hale geliyor. Üzerinden birkaç gün geçtikten sonra, ormanlara ya da denize yakın yerlerde güneşin batışını izlemek, Hamsin’in o nemli havasında yaşamanın içindeki karmaşıklığı bir anda güzelliğe dönüştürüyor.

Hamsin’in Zayıf Yanları: Sadece Sıcaklık mı?

Fakat her şeyin bir diğer yüzü de var tabii. Hamsin’in zayıf taraflarına bakmaya başladığınızda, karşılaştığınız ilk şey, “bu ne ya?” sorusu oluyor. Bir de şu var: İzmir’in caddelerinde yürürken, Hamsin’le baş etmek, her an bir kasvetli deneyime dönüşebiliyor. Hava o kadar ağır oluyor ki, bir süre sonra sadece nefes almak bile zorlaşıyor. O yüzden, bu sıcaklık bir yana, insanlar neden sürekli “Aman ya, Hamsin ne kadar dayanılmaz!” diyorlar?

Hamsin sadece sıcaklık değil; aslında bir zihin travması. Özellikle sabah saatlerinde işe gitmek için yola çıkan biri için bu, az bir şey değil. Üzerinde tişört, şort, terlik, ama gene de aşırı bir sıcaklık. Gölgede oturmak bile işkence. Bir zamanlar biri bana “Hamsin nedir biliyor musun?” diye sormuştu. “Bence sıcaklıktan daha fazlasıdır, o bir hayat deneyimidir,” demiştim. Çünkü, Hamsin’in etkisi o kadar büyük ki, gün boyu nasıl “hayatta kalacağım” sorusu, bir tür felsefi bir derse dönüşebiliyor.

İzmir’de Hamsin’in sıcaklığının etkisi genellikle 3-4 gün sürüyor, fakat bu süre zarfında yaşadığınız fiziksel ve ruhsal yorgunluk, öyle kolay atlatılacak bir şey değil. O yüzden, Hamsin’i sadece bir sıcaklık meselesi olarak ele almak eksik olur. O, biraz da toplumsal bir kaygı hâline geliyor. Özellikle yaz aylarında, klima açılmadan, gölgede bir köşe bulamadan geçirdiğiniz her dakika, sizi iyiden iyiye hayattan soğutuyor.

Hamsin’in Toplumsal Yansıması

Yazın sıcağında sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da bir bunalım geçirdiğimizi unutmamak gerek. Hamsin, sadece bir iklim olayı değil, aynı zamanda bir dönemin de belirtisi. Bu yüzden Hamsin hakkında yapılan eleştiriler aslında toplumsal olarak önemli bir noktaya da işaret ediyor. İnsanların bu sıcaklıkta rahat edememesi, bir yanıyla bizim şehirdeki sosyo-ekonomik dengesizlikleri de ortaya koyuyor. Zengin mahallelerde lüks villaların havuz kenarlarında oturanlar, Hamsin’i neredeyse bir tatil olarak geçirebilirken, dar gelirli insanlar, iş yerlerinden çıkıp eve ulaşmaya çalışırken “hayatta kalma mücadelesi” veriyorlar. Şimdi bunun adil olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bir diğer ilginç nokta ise, Hamsin’in insanların alışkanlıklarını nasıl değiştirdiği. Bu sıcaklık, insanları hem daha sabırlı hem de daha zorlayıcı hale getiriyor. Klimaların daha fazla kullanılması, daha fazla su tüketilmesi ve tabii ki, toplumsal yaşamın daha fazla “kapalı alanlarda” geçmesi gibi durumlar da Hamsin’le alakalı. İnsanlar Hamsin’i yalnızca sıcaklıkla değil, aslında daha çok kapalı alanlarda nasıl daha uzun süre tutunabilecekleri ile ilişkilendiriyorlar.

Hamsin ve Geri Dönüşü

Sonuç olarak, Hamsin’in sadece bir sıcaklık meselesi olmadığını kabul ediyorum. Onun varlığı, şehrin ruhunu da etkiliyor, insanları da etkiliyor. Belki de Hamsin’i bir toplumsal olgu olarak görmek, soruyu başka bir şekilde tartışmaya açıyor. O yüzden, 21. yüzyılda Hamsin’i sadece bir sıcaklık olarak tanımlamak yeterli değil. Hamsin, bir insanın “hayatta kalma mücadelesi”ne dönüştüğü, hem bedensel hem de ruhsal anlamda bir testten geçtiği bir döneme işaret ediyor.

Peki, bu soruya dönüş yapacak olursak: Hamsin gerçekten sadece bir sıcaklık meselesi mi? Yoksa, biraz daha derinlemesine inildiğinde, şehirlerin yaşam tarzını, kültürünü ve insanlarını da dönüştüren bir mevsim değişimi mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
piabellaTürkçe Forum