İçeriğe geç

TCK 86 3 şikayete tabi mi ?

TCK 86/3 Şikayete Tabi Mi? Hukuk, İnsan ve Adaletin Kesişim Noktası

Bir gün, sosyal medyada veya bir arkadaş sohbetinde, “TCK 86/3 şikayete tabi mi?” sorusunu duyduğunuzda, içinizde bir merak oluşmuş olabilir. Hemen ardından, bu cümleyi anlayıp anlamadığınızı sorgulamış, “Ne anlama geliyor bu madde?” diye sormuş olabilirsiniz. Hadi gelin, hep birlikte bu soruya daha derinlemesine bakmaya çalışalım. Hukuk, her zaman görünmeyen ama toplumun sağlığı ve güvenliği için kritik bir yapı taşını oluşturur. TCK 86/3, aslında yalnızca teknik bir terim değil, adaletin nasıl işlediğini, bir suçun mağdurunu ve failini nasıl belirlediğini sorgulatan bir kapıdır. Peki, gerçekten şikayete tabi mi? Gelin, bu sorunun peşinden gidelim.

TCK 86/3 Nedir? Tarihi ve Hukuki Temelleri

Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesi, “Cinsel saldırı” suçlarıyla ilgilidir. Ancak bu suçlar arasında farklı derecelerde cezalandırılacak eylemler bulunmaktadır. TCK 86/3, özellikle “Basit cinsel saldırı” suçuna ilişkin bir düzenlemeyi içerir. Bu madde, cinsel saldırının şiddet içermeyen, genellikle rızaya dayalı olmayan ancak mağdurda rahatsızlık, korku veya tedirginlik yaratan durumları kapsar. Kanunun bu maddesi, “şikayete bağlı suçlar” arasında yer alır. Peki, şikayete tabi olmasının anlamı nedir?

TCK 86/3’teki “şikayete tabi suç” ifadesi, mağdurun suçun işlendiği andan itibaren belirli bir süre içinde şikayetçi olmadan kovuşturmanın başlatılamayacağını ifade eder. Yani, eğer mağdur şikayetçi olmazsa, devlet yetkilileri otomatik olarak dava açmaz. Bu, hem hukuki açıdan hem de toplumsal anlamda derin soruları beraberinde getirir. Hukuk, mağduru korumak adına devreye girer mi, yoksa birinin rahatsız edilmesi sadece “özgür irade” meselesi midir?

Şikayete Tabi Suçlar ve Toplumsal Yansımaları

TCK 86/3’ün “şikayete tabi” olma durumu, çok katmanlı toplumsal etkiler yaratır. Bu durum, her şeyden önce mağdurların seslerini duyurabilme gücüne dayanır. Şikayete tabi suçların en belirgin özelliği, mağdurun suçu bildirmediği sürece devletin müdahale etmemesidir. Ancak, sosyal yapı ve normlar da burada devreye girer. Birçok kültürel ve toplumsal bağlamda, cinsel saldırıya uğrayan kişilerin toplumdan dışlanma korkusu, suçlarını bildirmelerini engeller. Türkiye’de kadınların büyük kısmı, toplumsal baskılar ve utanma duygusuyla mağduriyetlerini gizler ve bu da şikayete tabi suçların yüksek oranda karanlıkta kalmasına neden olur.

Evet, TCK 86/3, şikayete tabi bir suçtur. Fakat burada devreye giren soru şu: Toplumsal normlar, mağdurları neden susmaya zorlar? Cinsiyetçi bakış açıları, mağdurun kendini suçlu hissetmesine, ya da “yeterince ciddi değil” algısıyla toplumun bunu göz ardı etmesine yol açabiliyor. Bu, bir adalet sorunu olmanın ötesinde, sosyal bir problemdir.
Bir Gerçek Hikaye:

Bana bir arkadaşım anlatmıştı, çok yakın bir dönemde yaşadığı bir olayda birinin ona cinsel saldırıda bulunduğunu fark etmişti. Başta yaşadığı suçluluk ve suçluyu bildirmek için içsel bir çekingenlik vardı. Üzerine, “Zaten fazla büyütmemeliyim” diye düşünmüştü. İlgili madde gereği, eğer o dönemde şikayetçi olmasaydı, ne olurdu? Suç devam eder miydi? Ne yazık ki toplumda, mağdurların seslerini çıkarmamaları, bazen bir tür gizli onay olarak algılanıyor. Bu sorular, hukukun ne kadar adil olduğu ve gerçekten mağdurları koruyup korumadığına dair tartışmaları tetikliyor.

Toplumsal Adalet ve Eşitsizlik

TCK 86/3 gibi şikayete tabi suçlarla ilgili en önemli sosyolojik sorulardan biri de, toplumsal adalet ile ilgili duyduğumuz kaygıdır. Adalet, her bireyin eşit muamele gördüğü, haklarının tam olarak korunabildiği bir sistemin adıdır. Ancak, toplumda eşitsizliklerin var olduğu bir gerçek. Özellikle cinsel saldırı gibi suçlarda, mağdurun güçsüz olduğunu düşündüğü bir durumda, hukukun doğru ve etkili bir şekilde devreye girip girmemesi büyük bir tartışma konusudur.

Şikayete tabi suçlar, başlı başına bir eşitsizlik sorunu doğurur. Çünkü yalnızca cesaret edebilenler, seslerini duyurabilir. Fakat sesini duyuramayanlar, sistemin dışına itilmiş olur. Toplumda hâlâ daha kadınların, çocukların ve cinsel kimliği farklı olan bireylerin mağduriyetlerini anlatabilmesi için birçok engel bulunmaktadır. Hukuk, buna yeterince duyarlı mı? Bu konuda kaygı duyan, adaletin sağlanamayacağını düşünen bireyler, “şikayete tabi” kavramına daha fazla mesafeli olabilirler.
Bir Sosyolojik Perspektif:

Çeşitli araştırmalar, kadınların %80’inin cinsel saldırıya uğradıktan sonra suç duyurusunda bulunmadığını ortaya koymaktadır. Yani, şikayetçi olma oranı son derece düşüktür. (Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu, 2020) Bu durum, toplumsal adaletin eksikliğini, mağdurların hukuki süreçlerde yaşadığı eşitsizlikleri net bir şekilde gösteriyor. TCK 86/3, toplumsal eşitsizliklerin hukuki boyutla kesiştiği bir kavramdır.

Şikayetçi Olmanın Zorlukları ve Çözüm Önerileri

Peki, TCK 86/3’ün şikayete tabi olmasının, toplumda nasıl bir etkisi vardır? Bununla ilgili çözüm önerileri nelerdir? Öncelikle, şikayete tabi suçlarla ilgili toplumsal farkındalığın arttırılması gerekir. Hukuk, bu tür suçların mağdurlarını daha fazla koruyacak düzenlemeler yapmalı ve toplumsal eşitsizliklerin önüne geçmek adına adımlar atmalıdır. Ayrıca, eğitim sistemine cinsel haklar, şiddet, mağdur hakları ve adalet üzerine dersler dahil edilmelidir.

Şikayetçi Olmanın Zorluğu: Mağdurlar, genellikle psikolojik, toplumsal ya da kültürel baskılardan dolayı şikayetçi olmakta zorluk çeker. Bu nedenle, mağdurlara daha hızlı ve gizli destek sunulacak sistemlerin oluşturulması gerekmektedir.
Toplumsal Destek ve Hukuki Eğitim:

Hukukun mağdurlara yönelik eğitim seminerleri düzenlemesi, insanların şikayetçi olmanın kendi hakları olduğunu bilmesi için faydalı olabilir. Hukukun sadece “ceza verme” değil, aynı zamanda toplumsal yapıdaki eşitsizlikleri ve baskıları ortadan kaldırma gibi bir sorumluluğu da bulunuyor.

Sonuç: Hukuk, Toplum ve Birey

TCK 86/3, şikayete tabi bir suçtur. Ancak bu basit bir hukuki düzenleme değildir. Toplumdaki eşitsizlikler, kadınların, çocukların ve dezavantajlı grupların mağduriyetlerini dile getirmekteki zorlukları, bu suçu çok daha karmaşık hale getirir. Hukuk, doğru çalıştığında, adaleti sağlamak için bir aracı olur. Ancak, eğer bu sistemin içindeki boşluklar, toplumsal eşitsizliklere dayalı olarak var olursa, hukuk sadece kağıt üzerinde kalır.

Peki sizce, toplumun baskıları ve şikayetçi olma zorunluluğu, mağdurları daha fazla mağdur etmekte midir? Şikayetçi olabilmek, bir özgürlük mü yoksa bir zorunluluk mudur? Bu konuda ne düşündüğünüzü ve kişisel deneyimlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
piabella