Kapitalizm kimin? Kayseri’nin soğuk sabahlarında başlayan bir hikâye
Ozoglunakliyat’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Kapitalizm kimin” konusunu sizin için araştırdık.
Kayseri’de sabahlar biraz sert başlar. Hava soğuktur ama mesele sadece hava değildir; insanın içi de biraz üşür bazen. 25 yaşındayım. Günlük tutarım, çok düşünürüm, bazen fazla bile. İnsanların görmediği şeyleri kafamda büyütme konusunda ayrı bir yeteneğim var.
O gün de öyle bir gündü. Cebimde az para, kafamda çok soru vardı. En büyüğü de şuydu: Kapitalizm kimin?
Bunu ilk kez bir kitapta görmemiştim aslında. Bir market kasasında, bir iş ilanında, bir arkadaşın “hayat pahalı ya” cümlesinde duymuştum.
—
Sabah: Otobüs durağında beklerken başlayan düşünceler
Otobüs durağında insanlar sessizdi. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: uyanmış ama tam gelmemiş bir bilinç hali.
Yanımda bir amca telefonla konuşuyordu:
— “Abi maaş yetmiyor ya…”
Tam o sırada içimden aynı soru geçti:
Kapitalizm kimin?
Kendi kendime cevap veremedim. Çünkü bazen soruların cevabı olmuyor, sadece ağırlığı oluyor.
Otobüs geldiğinde herkes bir anda hareketlendi. Sanki görünmeyen bir el “çalışmaya devam” düğmesine basmış gibi.
Ben cam kenarına oturdum. Dışarı baktım. Kayseri’nin gri sabahı, fabrikaların bacaları, market tabelaları… Hepsi bir şey anlatıyordu ama ben tam çözemiyordum.
—
İlk sahne: Market kasasında küçük bir kırılma
Akşamüstü markete girdim. Sadece birkaç şey alacaktım: ekmek, peynir, çay.
Kasaya geldiğimde önümde genç bir kadın vardı. Elinde hesap yapar gibi tuttuğu bir alışveriş listesi. Kasiyer hızlı hızlı ürünleri geçiriyordu.
Kadın bir anda durdu:
— “Bir tanesini çıkarabilir miyim?”
Kasiyer bakmadı bile:
— “Hangisini?”
Kadın, sesi kısık:
— “Peynir…”
O an içimde bir şey sıkıştı. Çok küçük bir sahneydi ama çok büyüktü.
Kasadan çıktım. Poşeti elime aldım. Ama kafamda tek bir cümle dönüyordu:
Kapitalizm kimin?
Çünkü o an anladım: mesele sadece para değil, seçimlerin daralmasıydı.
—
Akşam: Arkadaşla kahvede uzun sessizlik
Akşam bir arkadaşımla kahveye oturduk. O da benim gibi fazla düşünenlerden.
Bir süre konuşmadık. Sonra o başladı:
— “Çalışıyorum ama bir şey değişmiyor gibi.”
Ben de gülümsedim ama içimden gülmedim.
— “Ben de anlamıyorum zaten…”
Sonra o cümleyi söyledim:
— “Kapitalizm kimin sence?”
Bir an durdu. Karıştırdığı çay kaşığı bile sustu sanki.
— “Kimsenin… ve herkesin gibi ama kimse mutlu değil gibi.”
Bu cümle bende yankı yaptı. Çünkü tam olarak hissettiğim şey buydu.
Mutluluk vardı ama dağıtılmış gibiydi. Herkese biraz, kimseye yeterince.
—
Gece: Evde yalnızlık ve deftere yazılanlar
Eve döndüğümde sessizlik vardı. Kayseri gecesi biraz ağırdır. Sokaklar erken susar, insanlar içlerine çekilir.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım.
“Bugün ne öğrendim?”
Aslında bir şey öğrenmemiştim. Daha çok hissetmiştim.
Şunu yazdım:
“Bir şeyler dönüyor. Biz de onun içindeyiz ama dışarıdan bakamıyoruz. Kapitalizm kimin, bilmiyorum ama herkesin hayatına dokunuyor.”
Kalemi bıraktım.
Sonra düşündüm.
İçimde bir taraf çok öfkeliydi. Çünkü çalışıyorduk, yoruluyorduk ama sanki hep bir adım geride kalıyorduk. Bir tarafım da umutluydu. Çünkü insanlar hâlâ konuşuyordu, hâlâ hissediyordu, hâlâ “bu böyle mi olmalı?” diyordu.
—
Bir anı: Eski iş, eski yorgunluk
Geçen yıl çalıştığım bir yer geldi aklıma. Küçük bir ofis. Bilgisayar ekranları, sürekli telefon sesleri.
Bir gün patron şöyle demişti:
— “Daha hızlı olmalıyız.”
O an içimden şunu düşündüm:
“Biz daha ne kadar hızlı olabiliriz?”
Ama söylemedim.
Çünkü herkesin bir “devam et” zorunluluğu vardı.
İşte o gün de aynı soru kafama takılmıştı ama daha sessizdi:
Kapitalizm kimin?
—
Sabah tekrar: Aynı şehir, farklı düşünce
Ertesi sabah yine durağa gittim. Aynı insanlar, aynı otobüs, aynı hava.
Ama ben biraz farklıydım. Çünkü artık soruyu daha net duyuyordum.
Kapitalizm bir kişinin değildi. Ama kimsenin de tam olarak kontrolünde değildi gibi hissettiriyordu.
Bu düşünce hem rahatlatıcıydı hem de ürkütücü.
Çünkü kontrol yoksa, yön de yoktu.
—
Bir çocuk ve dondurma anı
Durağın yakınında küçük bir çocuk gördüm. Elinde dondurma vardı. Mutluydu. Basit bir mutluluk.
Babası yanında duruyordu. Telefonuna bakıyordu ama çocuğa da bakıyordu.
O an düşündüm:
Belki de hayatın en gerçek hali buydu.
Çocuk mutlu, baba yorgun, dünya karmaşık.
Ve yine içimde aynı soru:
Kapitalizm kimin?
Belki de çocuk büyüyünce o da soracaktı.
—
İç hesaplaşma: Öfke, umut ve kabulleniş
Bazen bu soru beni yoruyor. Çünkü cevapsız sorular insanın içini kemiriyor.
Öfke hissediyorum. Çünkü herkes çok çalışıyor ama herkes aynı yerinde sayıyor gibi.
Umut hissediyorum. Çünkü insanlar hâlâ bir şeyleri değiştirmek istiyor.
Ve garip bir kabulleniş var. Sanki hayat böyle akıyor ve biz içinde yüzüyoruz.
—
Son düşünce: Cevap değil, his
Belki de “Kapitalizm kimin?” sorusunun net bir cevabı yok.
Belki de soru zaten cevap olmak için değil, düşünmek için var.
Kayseri’nin soğuk sabahlarında, market kasalarında, kahve masalarında, otobüs duraklarında bu soru hep bir şekilde geri geliyor.
Ve ben her seferinde biraz daha farklı hissediyorum.
Ama en çok şunu biliyorum:
Bu soru sadece ekonomiyle ilgili değil. İnsanla ilgili. Yorgunlukla, umutla, beklemekle ilgili.
Ve ben hâlâ düşünüyorum.
Kapitalizm kimin?
“Kapitalizm kimin” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Ozoglunakliyat okurları için daha fazlası yolda!